
|
Halı-Kilim Sanatı ve Tarihi
Halı-kilim sanatından söz etmeden önce onun ham maddesinin elde
edilmesini sağlayan koyun ve Halının-kilimin ortaya çıkmasını sağlayan
sosyal şartlardan söz etmek daha yerinde olur kanısındayız. Çünkü
halı-kilim sanatı ile koyunun ehlileştirilmesi, göçebe hayatın
şartlarından dolayı çadırların içinin döşenmesi ve çadır için gereken
keçenin elde edilmesi arasında yakın bir ilişki vardır.
Tarihçelere göre Altay bölgesindeki bir yer adından dolayı “Afanasyevo
kültürü” denilen kültür alanında, ilk kez at ehlileştirilmiş olup bu
bölgede yaşayan insanların da Hunlar olduğu belirtilmiştir. “Hayvan
yetiştiren atlı göçebelerin, göç ederken, yük taşıyan hayvanlarca
taşınabilecek, kolay nakledilebilen çadırlara ve çadır eşyalarına
ihtiyaç vardı. Çadırların tanziminde Avrupa üslubunda mobilyalar
tanınmıyordu. Böylece çadırların tanziminde en önemli rolü halılar
oynuyordu… Uhlemann’a göre halıcılığın asıl vatanın tam kuru istep
bölgeleri olduğunu, Klimatik hususiyetler de ortaya koyar… İstep
kuşağının en karakteristik göçebe kavimleri Türk kavimleri olduğu için,
halı yapımı ve yayımı bakımından oynadıkları rolün en büyük olduğu
yolundaki düşünceler de tabidir. Bu pek çok mütehassısın üzerinde
birleştiği bir fikirdir”. Atla beraber koyun bozkır şartlarının
vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu
karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da yapağıyla
giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkan vermiştir. Türkler
koyunların yünlerinden keçeler yapmışlar ve koç başlarını da keçelerine,
kilimlerine-halılarına vb damga olarak işlemişlerdir. Mesela “…
Yenisey’in yukarı akımında ve Uygurlar’dan sonra, bir müddet Moğolistan
da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda kullanılan
bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu) derler".
Kazakistan’daki Kazak Türkleri'nin hâlâ keçeden ayakkabı-çizme
yaptıklarını ve üzeri koç başlı nakışlarla işlenmiş keçeleri, bütün Türk
cumhuriyetlerinde görmek mümkündür. Bunlardan bazı örnekleri de
elinizdeki eserde göreceksiniz..
Yukarıda kısaca
değinilen Afanasyevo kültürünün merkezini teşkil eden Bateney kasabası
dolayındaki bir kurganda süs eşyalarının yanında koyun ve at gibi
hayvanların kalıntılarına rastlanmıştır. Bilindiği üzere at Türkler’de
binek hayvanı olmanın yanında en önemli kurban hayvanları arasında da
yerini alır. Mesela eski Türkler'in gökyüzü için at, toprak için de koç
kurban ettikleri bilinmektedir. Hâlâ Kazakistan’da en önemli kurban
hayvanı at olduğu gibi, onun eti koyun, sığır, deve gibi hayvanlara göre
daha da pahalıdır.
sayfa başı
Türklerin iç Asya'da
yaşadığı bölgeler tarihçiler tarafından “atlı hayvan yetiştiren kültür
bölgesi” olarak adlandırılırken bu kültürü ilk Türklerin meydana
getirdiği belirtilmiştir. Türk sanatının en önemli üsluplarından biri
olan hayvan üslubunun da bu kültürle ortaya çıktığı belirtilmektedir.
İfade edilen kültürün önemli araştırmacılarından Menghin’e göre
Ural-Altay halklarının dünya tarihinde iki önemli rolleri olmuştur.
Bunlardan birincisi hayvan yetiştiricilikleri, ikincisi de devlet kurma
becerileridir.
Dünyada bilenen en eski halı
bilindiği üzere Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur. Öte
yandan bu bölge tarihin bilinen devrinden bu güne kadar Türkler
tarafından kullanılan yerleşim yerleridir. Ancak Rus arkeolog Rudenko,
Pazırık’da bulduğu halının İran halısı olduğunda ısrar etmiştir. Ondan
sonra Pazırık halısı konusunda yazı yazan başka Rus kazıbilimci ve sanat
tarihçileri de İran ya da İskit halısı olduğu konusunda çeşitli yazılar
yazmışlardır. Ayrıca bölgede eskiden ve günümüzde Türklerin yaşamış
olduklarından hiç söz etmedikleri gibi çok uzak bir ihtimal olarak
Moğolların ya da Çinlilerin yaşamış olabileceklerini ifade etmişlerdir.
Bu konuda ilgi çekici bir
yaklaşım da UNESCO’dan gelmiştir. Adı geçen kuruluş on beş dilde
yayınladığı “Görüş Dergisi”nin on ikinci sayısını (1976) İskitler ile
Pazırık halısına ayırmış olup dergide yazı yazanların hepsi Rus ve
Ukranya kökenlidirler. Bu dergide yazı yazanlar ne hikmetse, İran, Osset,
Altaylılar, Tuva, Kazakistan, Moğol, Çin, Rus, İskit, Ukranya adlardan
sıkça söz etmelerine rağmen, Türk kavramını kullanmaktan ısrarla
kaçınmışlardır. Adı geçen dergide yalnızca ilk Türk hakanının cenaze
töreninde bir örnekle söz edildikten sonra Bizans’tan elçi olarak Avar
ve Rumların da bulunmuş olduğu ileri sürülmektedir”, denildikten sonra
“cenaze törenine gelenler Pasifik kıyıları, Sibirya ve Orta Asya gibi
Türkler’e bağlı olmayan yerlerden gelmişlerdir” denilmektedir. Dergi
bütünüyle incelenirse, yazılanların yukarıdaki örnek de olduğu gibi
bilimsel anlayışa pek dikkat edilmediği anlaşılacaktır. Mesela bir yerde
İskitlerin yurdu Karadeniz’in kuzeyi denirken, bir başka yerde
Sibirya’daki İskit eserlerinden ve bir başka yerde de “İskitlerin
akrabaları olan Altaylılar” gibi mezarlarını düzenledikleri
belirtilmiştir. Ayrıca, "Orta Asya"nın (yani Büyük Türkistan’ın)
Türklerle ilgisi olmadığını belirtmiş ve biraz dil coğrafyasıyla ilgili
olanları güldürecek seviyede “Altaylıların İskitler gibi Farsça’nın
çeşitli lehçelerini konuştukları sanılmaktadır” diye yazılmıştır. Aynı
dergide İskitlerin at sırtında silah kullandıkları, tanrılarına
özellikle at kurban ettikleri, domuz beslemedikleri, kımız içtikleri,
doğuştan çoban oldukları, ölümden sonraki hayata inandıkları, bundan
dolayı da mezarlara yiyecek koydukları ve yiğit kişilerin ise
mumyalanarak kıymetli eşyalarıyla, atıyla gömüldüğü, koç başlı kapları
olduğu, tekerlekli çadırlarda yaşadıkları belirtilmiştir.
sayfa başı
Dünyada bulunan ilk halı
örneği Pazırık halısı olduğuna göre, halı-kilim hakkında yazanların
Pazırık halısıyla ise başlamalarında yarar vardır. Bilindiği üzere
Pazırık yaylası Balıklı Göl yakınlarında Yan Ulagan ırmağı kıyısındadır.
Buradaki kurganların birinde çıkarılan ve dünyanın bilinen ilk halısı
olarak kabul edilen halı üzerindeki pars
damgası ile at, eyer ve pantolonlu süvari resimleri günümüze kadar
bozulmadan kalabilmişlerdir. Pars, Kazakistan’ın eski başkenti
Almatı’nın ve Tataristan’ın devlet damgası olduğu gibi, Kazakistan’da
pantolona “şalvar” denirken, Anadolu’da giyilen şalvar tipine
rastlanmaz. Ayrıca insanların kafa tasında olup da eyere benzeyen bir
kemiğe Türk eyeri (sella Turcica) dendiğini tıpla az çok ilgilenen
herkesin bildiği husustur. Dolayısıyla bir tek eyer ile atlı süvarilerin
giyinişleri dahi, Pazırık halısının Türk kültürüyle ilgili olduğunu
ispatlama açısından, çok önemli ip uçları vermektedir. Ayrıca eyerin
Türk buluşu olması ve atlı kültürün gereği olan giyim biçiminin Fars
giyim tarzıyla alakasının olmaması da önemli bir bilgi kaynağıdır. Ancak
Rudenko, Pazırık’daki incelemeleri sonucunda şu satırları yazmıştır:
“Her halde bu mezar Türk veya Moğol ırkına ait değil, aryani ırktan olan
İskitlerindir". Fakat İskitlerin "aryani" bir ırktan olmadıkları, en
azından kımız içmelerinden, domuzu topraklarında barındırmamalarından,
at kurban etmelerinden ve ölüm ile mezar törenlerinden anlamak
mümkündür. Mesela kımızı Türkler ve Moğollar’dan başka bir kavmin
içmediği ve onu Batılıların 1944’e kadar tanımadıkları bilinmektedir.
Öte yandan İskitlerin Türk olduğu, en azından Türklerin sosyo-kültürel
çevresi içinde olduklarına dair eserler aksi görüşteki eserlerden hem
daha çok, hem de bu doğrultudaki bilgiler daha tutarlıdırlar. Ayrıca
milattan önceki “III. asırdaki Çin vakanüvislerine göre Pazırık
havalisinde Hunlar bulunuyorlardı... Pazırık höyüğünün şarkında yaşayan
Ürenha Türklerinden Uygur Ondar (onlar) yahut Ondar Uygur Oymağı hâlâ
mevcuttur... Hülasa Pazırık harfiyatında açılan mezardaki defin, ayin ve
merasimlerini gösteren bütün eserler ancak Türklerin defin, ayin ve
merasimlerine ait anane ve adetleriyle izah olunmaktadır. Harfiyattan
çıkarılan bütün eserler Türkler’in Orta Asya ve Altay’da kablelmilat
devrinde inkişaf ettirdikleri kültürün mahsulleridirler”.
Kuşkusuz bir kültür
unsurunun bir bölgede bulunması o kültür unsurunun o bölgeye ait olacağı
anlamını taşımaz. Fakat bulunan kültür unsurunun özellikleri, kollarının
daha çok hangi sosyo-kültürel çevrede oluştuğu ile o çevrede neyi ifade
ettiği, bir kültür unsurunun hangi bölgenin ya da sosyo-kültürel
çevrenin eseri olduğu hakkında önemli ipuçları verir. Mesela
antropologlar arasında, bir kültür unsuru daha çok nerede bulunuyor ve
sosyo-kültürel hayat açısından önemli anlamlar taşıyorsa, o kültür
unsurunun oranın eseri olduğu hakkında yaygın bir görüş vardır.
sayfa başı
Pers hakanlığına ait en
eski vesikalar M.S. VIII. yy.’dan kalmadır. Ayrıca İran kültürü
konusunda görüşleri -genelde- dünyaca kabul gören Spiegel, Kremer ve
Geiger gibi uzmanlar “halıcılığın Perslerde autochthon (esas, asıl,
otantik, esas yerli) bir şey olmadığını söylerler”. Ancak Piotrovsky,
Pazırık’ta bulunan halıdan "ünlü İran halısı" olarak söz ettikten sonra,
Altay dağlarında bulunan keçelerde Çin, İran ve İskit etkisinin
görüldüğünü belirtir. Gryaznov’da "... Orta ve Güney Kazakistan’da
Altayların batı yörelerinde ve Tuva’da İskitlerin dönemine ait eserler
ele geçirilmiştir” dedikten sonra, İskit Sibirya hayvan sitilinin Tuna
boylarından Çin seddine kadar geniş bir alanda görüldüğünü belirtir. O
halde İskitlerin yaşadığı bölgeler tarihin bilinen devrinden beri
Türklerce meskun yerler olup, hâlâ Türkler Kazakistan, Tuva ve
Altaylar’da yaşamaktadır. Ayrıca uzmanlık alanları Hun, Çin ve Moğol
tarihi olan tarihçiler tarafından Altay bölgesi, yaygın kabule göre
Türklerin ilk yurtları olarak ifade edildiğine göre, problemin olmaması
gerekir.
Vambery 1863 yılında Hive,
Tahran, Buhara gibi bölgelerde yaptığı seyahatler hakkında bilgiler
verirken halı ve keçe imalatının Türkmenler tarafından yapıldığını
zikrederek nakışların işlenişini şöyle anlatır: “Bir kadın dokunulması
istenen nakışların örneklerini kum üzerine parça parça çizer, işçilerde
bu örneğe bakarak halıyı dokurlar". Halı sanatının doğduğu coğrafya
Türklerin yaşadığı alanlardır. Halı hakkında yapılan yüzyıla yaklaşan
çalışmaların halı sanatının bütün dünyaya Türkler tarafından
tanıtıldığını ortaya koymaktadır. Pazırık halısından önce bulunan ve VI.
yy. ait olan halı da Doğu Türkistan’da bulunmuştur. İslam ülkelerine ise
halı, Selçuklular tarafından tanıtılmıştır. Pazırık’da bulunan düğümlü
halı da bilim adamları tarafından “Türk Düğümü" olarak bilinen "Gördes
Düğümü” ile dokunmuştur. Ayrıca düğümlü halı tekniği ilk defa İç Asya’da
kullanılmıştır. Bu nedenle bazı eserlerde düğümlü halıların Türk
tarihiyle yakın ilgisi olduğu belirtilir. Sanat tarihçilerinin
belirttiğine göre, "İran Düğümü" “asimetrik” Türk düğümü ise “simetrik”
tir. Dolayısıyla Pazırık halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu
halının Türk halısı olduğu, en azından İran halısı olmadığı hususunda
önemli bir belge olması gerek.
Bilindiği üzere Pazırık
halısında ve günümüzdeki Türk cumhuriyetlerinde dokunan
halı-kilimlerdeki hakim unsur hayvan damgalarıdır. Hayvan damgası ise
konunun uzmanları olan Menghin, Kopper, Grousset, Rasonyi, Barovka’ya
gibi tarihçilere göre “göçebe kültür” alanından kaynaklanmış tır. Bu
kültür çevresinin merkezini ise Hakas, Tuva ve Altay özerk
cumhuriyetleri’nin olduğu coğrafya teşkil etmektedir.
sayfa başı
L. P. Kyzlassov, K. F.
Simirov, Kisselev ve Griaznov gibi Rus bilim adamları da Rudenko’nun
görüşlerine karşı çıkarak, Pazırık’da bulunan halının İran halısı
olduğuna dair görüşlere itiraz etmişlerdir. Sanat tarihi uzmanlarından
K. Erdman da önceleri Pazırık’da bulunan halının Türk halısı olduğu
konusunda kuşkular taşımış olsa da en son yazdığı eserde bu halının
“Türk ilmiğiyle dokunmuş” olduğunu kabul ederek, Pazırık halısının Türk
halısı olduğu görüşünü savunmuştur. Diyarbekirli’ye göre de “Pazırık
halısı Altaylarda yaşayan Hun topluluklarının bir nevi maddi
değerlerinin aynası olarak karşımıza çıkmaktadır”.
Yukarıda da ifade
ettiğimiz gibi, İran üslubunda hakim olan unsur bitki damgasıdır. Türk
üslubunda ise koç başı ve soyut damgalar esastır. Öbür yandan burada
sunulan fotoğrafların hiç biri özel bir çabayla aranmamış, yol rast gele
çekilmişlerdir. Bu fotoğraflar Pazırık halısı ve halıcılık tarihi
konusunda sanırız önemli bilgiler vermektedir. Mesela Pazırık
halısındaki hakim damgaları, araştırma alanımızda yalnızca
halı-kilimlerde değil, bir evin dış duvarında, kağıt paralarda “ortak
çekiçlerin” arasında, bir mezar taşında, hatta tuvaletlerin tavanlarında
veya duvarlarında görebilirsiniz. Bu konuda elinizdeki eserde sanırız
yeterince örnek bulabilirsiniz. Dolayısıyla bu konuda düşünenlere
Altaylar’dan Van’a, Hakkari’ye oradan da Adana’ya Bergama’ya,
Çanakkale’ye ve Edirne’ye kadar olan bir coğrafyada yaşayan insanlar
arasında alan çalışması yapılarak tespit edilen fotoğrafların, çoğunun
benzer değil, aynı olmaları önemli bilgiler ifade etmesi gerekir. Ayrıca
bu kadar geniş bir alandaki insanların yüzyıllarca aynı damgaları
işlemeleri, Pazarık halısını hiç görmeyen adını dahi duymayan
insanların, o halıdaki damgaları mezar taşlarına, iş ve eğlence
yerlerine, halı-kilimlerine hatta Lenin’in heykeline işlemeleri, düşünen
insanlara bir anlam ifade etmesi gerekir kanısındayız.
sayfa başı
|
|



 |
HALI VE HALICILIK
yeryüzünün çeşitli bölgelerinde ilkel el
dokumalarından başlayarak çok emek ve üstün teknik
isteyen dokumaların yapıldığını müzelerde ve hatta
günümüzde bu geleneği sürdüren yerleşim
merkezlerinde görüyoruz. Halı, bu dokuma işleri ve
eserleri arasında en üst teknik ve yaratma yeteneği
isteyen bir sanat eseridir.
Avrupalı
Türkologlar tarafından kelimenin Türkçe kökenine bağlanması, bu tür
bir eserin ilk kez Türkler tarafından ortaya konduğunu
kanıtlamaktadır. Halının oluşturu1masında kullanılan sadece iki tür
düğüm tekniği vardır: Türk veya İran düğümü. Bunların hangisinin
kültür tarihi açısından eski olduğunun belirlenmesi dünya kültürüne,
o milletin katkısını da kanıtlayacak nitelikte olduğundan, bu
konudaki tartışmalar yıllarca sürmüştür. Sonunda, Rus arkeoloğu
Rudenko, Altay dağlarının Pazırık bölgesindeki beşinci kurganda
yaklaşık 1,90 x 2 m boyutlarında bir halıyı gün ışığına kavuşturup
incelemelere sununca, bundaki düğümlerin Türk düğümü olduğunu,
dolayısıyla M.Ö. V. veya III. yüzyıla ait bu Türk düğümlü halıdan
daha eski bir İran halısı mevcut olmadığı için, Türklerin halı gibi
önemli bir eseri, kültür tarihine İranlılardan önce kazandırdığı
kanıtlanmıştır. Pazırık halısı olarak bütün dünyada tanınan bu
halıdaki düğüm tekniği, sanat tarihçilerinin Türk halılarına olan
ilgisini de arttırmıştır.
sayfa başı
Türkiye’deki el
dokuması halıların ana maddesini oluşturan yün, hayvancılığın
gelişmiş olduğu bölgelerde bol olarak elde edilir. Halının çözgü ve
atkısında kullanılan yün ipliklerin, halıda çabuk solmaması için
doğal kök boyalar ile işlem görmesi ve sağlamlığı, halının ömrünün
uzamasını sağlamıştır. Her santimetre karede atılan düğüm sayısının
fazla olması da, halının ömrünü uzatan başka bir noktadır. Yüzlerce
yıldan beri aksatılmadan sürdürülen bu gelenekler dolayısıyla
Türkiye’deki el dokuması halıların değeri anlaşılmıştır.
Halıları dokuyanlar,
folklorumuzun diğer önemli ürünlerinde olduğu gibi, unutulmuşlar ve
anonim bir kimlik içinde yitip gitmişlerdir. Hiçbir halının
ustasının adı belli değildir. Çevresini, doğayı, duygu ve
hayallerini ilmek ilmek, ipliklere dolayan o genç kızların,
kadınların adları, sanları asla bilinmez. Bilinen sadece yöresinin
adıdır: Isparta, Ladik, Gördes, Döşemealtı, Hereke, Sivas,
Yağcıbedir, Bünyan, Milas, Konya, Demirci veya Türkiye dışında
Kırgız, Kazak, Isfahan, Horasan, Buhara, Teke-Türkmen vb... Bazı
halılar ise ana motiflerine göre adlandırılmışlardır. Armalı Uşak
halısı, Çubuklu halı, Ejderli halı, Yıldızlı Uşak halısı, Konya
hayvan halısı, Şimşekli halı, Mihraplı halı, Yılanlı halı,
Minyatürlü halı, Nakışlı halı, Kuşlu halı vb...
Bazen de tarihi
dönemlere göre ad verilen halı grupları vardır. Bunlar arasında da,
Beyşehir Selçuklu halıları, Hun halısı, Konya Selçuklu halıları,
Memlük halıları, Osmanlı saray halıları, Pazırık halısı, Selçuklu
halıları, Uygur halıları vb...
sayfa başı
Türkiye’de dokunan
halılarda adları geçenler, ustaların adları olmasa da, işlenen motif
ve süsler yaygın olarak tanınmıştır. Söz gelimi, baklava dilimi,
karnı yarık, eli belinde, gonca gül, tespih, vazo, kurt ağzı, kılıç,
kartal, çifte yay, bulut, fincan, el ve daha yüzlerce çiçek, ot ve
hayvan, genç kızlarımızın hayalindeki sembol renk ve çizgileriyle
halının ilmeklerinde can bulur.
Halı tezgahının
karmaşık yapısının yanında kullanılan araç ve gereçlerin çokluğu ve
çeşitliliği de önemlidir. Bütün işlemlerde kullanılan araç-gerecin
sadece adlarını verirsek bu dokuma dalının neden önemli olduğu daha
iyi anlaşılır: ağırşak, çıkrık, çile, taban (yastık), dişlik, yün
tarağı, eğirmeç, gergi, gobal, çubuk çırpı, tokmak (köstek), ılğıdır,
kirmen, kolçak, öreke, örgüç, yumak vb...
Halıyı gün geçtikçe
ve kullandıkça güzelleştiren o renk zenginliğini sağlayan kök
boyalar apayrı bir emekle hazırlanır. Hangi bitkiden ne tür bir renk
elde edileceğinin bilinmesi, Anadolu’daki halıcılık geleneğinin en
önemli sırlarındandır. Bilinen bazı bitkiler ve bunlardan elde
edilen doğal renkler şunlardır:
Kuru kayısı yaprağı:
açık et rengi verir. Ceviz’in dalı, kabuğu veya kökü yeşili az
kahverengi verir, ama taze ceviz kabuğu yeşilin daha koyu olmasını
sağlar. Soğan kabuğu ile açık kahverengi, meşe yaprağıyla kızıla
çalan kahverengi, gelincik çiçeği ile hafif pembe, karamuk çalısının
kökünden leylak rengi, kök yavşandan sarı, külle karıştırılıp
bekletilmişinden ise yeşilimsi kahverengi, yabani nane (yarpuz)den
saman sarısı, üzüm zamanı mavi çiçek açan serkeleden kahverengi,
sütleğenden koyu et rengi, cehri denilen kısa boylu ağacın ufacık
meyvesinden koyu sarı, eynikten kaynama süresine bağlı olarak açık
mavi, koyu mavi veya siyah renkler elde edilir.
|
|